preload
May 09

Dimağımdaki düşünceleri dost sohbetlerinde dile getiririm çokluk. Oysa yazmak gerek..

22 yaşında bir delikanlı ile “aşk” a dair bir sohbetimizin konusudur tinsel ve tensel aşk. Yememiş içmemiş kerata ben uyuduktan hemen sonra kendi bloğuna yazmış benden feyz aldıklarıyla kendi hissettiklerini. Öyle güzel yazmış ki bir iki kelam etmesen üzerine eksik kalır gibime geldi. O yüzdendir bu yazılanlar.

Tanrıya olan aşktır tinsel aşk ki aşkların en güzelidir. En karşılıksız en saf olanıdır. Korkudan değil yalnız ve bir tek sevgiden beslenir bu aşkın damarları. Asıl aşktır. Kaybetme kaygısından ziyade daha fazla yakınlaşamamaktır bu aşktaki kaygı. Tıpkı Yunus’un ki gibi, tıpkı Mevlana’nın ki gibi.

Yürümeyi öğrenir tensel aşkta insanoglu. Lakin tinsel aşk koşmaktır tanrıya. Bir tene bir ölümlüye beslenen çokluk gelip geçici sevdalardır tensel aşk. Öylesine hatta bazen ölesine sevmektir. Oysa bittiği yerde burasıdır. En ölümsüz aşkın isimleri bile tanrıya kavuştu sonunda. Mecnun gibi, Ferhat gibi, Tahir gibi.

Yanılsamalar da olur tensel aşkta. Sevdiği kadını tanrıyı sevdiği gibi sevdiğini sanar insan. İnanır da buna. Oysa en terkedilmiş anımızda bile tanrıdan başka kimse olmaz yanımızda.

Tensel aşk sanrıların aşkıdır, tinsel aşk gerçek aşktır.

“İnsanı eşsiz kılan nedir ?
Savaşları kazanmak, ödüller almak mı ? Hayır.
Bir insanı sıradanlıktan çıkartan şey; Kimi sevdiğidir, sevdiği için ne yaptığı ve kim tarafından sevildiğidir.” Oz

Leave a Reply